30 Ocak 2013 Çarşamba

Aslında herşey şöyle sonlandı

Seneyi hatırlayamamak hikayenin en kötü noktası olur çoğu zaman. Düzgün bir işçi, imrenilecek memur hayatı yazamamak popüler ve ağlatı-güldürü yayımlanmaması bu blog aleminin içini benide sıktığı gibi sıkıyor dedim yanımdaki şizofrene ki bu sırada canım çok sıkkın bir şekilde oturuyorum İstanbulun tren garında yaş 13 malum insan hayatı hakkında pek fikrinde yok. Biraz kerttiysen yanından sağından solundan az buçuk birşey biliyorsun fakat insanla ilgili değil pek. Neyse efendim daha önce gelmişimde görmüşümde gibisinden aynı hisler çok eskilere dair bir iki görüntü gözümün belki, belki değil bile. Ailecek çıkmışız gelmişiz başka şehre şimdi yeniden aynı şehir bende ne sevinç. Tabi istanbula pek çok methiyeler düzüldüğü için İstanbul denildiğinde ve-veya o meşhur gar bir empati ilişkisi tiyatral sahneler hep dönüyor. İçlerinde göçmenler-muhacirler,yahudiler,romenler- duruma göre sessiz çığlıklarla kabus oluverebiliyorlar. Ben bu şehre geldiğimden beri herhangi bir düşüncenin bile bu hikaye fasıllarına mahsup olamayacağını anlar oldum. Karanlık dönem yalnız olaylar ve insanlar ilginç. Zaten bu İstanbulun uğruna yazılanlar hangi devirde hangi meselede bu kadar yere geçirilecek değeri edinmiş anlayamadım. Bu devirde İstanbul insanlarıyla, insanların için-d-e kaybolmuş, yıkık bir harabeden ve sönük gaz lambasının sıkıntı verdiği köy odası akşamından başka bir şeyi hatırlatmamakta. İhtişam ve gösteriş dolu yıllarında ferah sokaklarıyla anılmış bir ticaret merkezinin ecnebi şehri olsa gettolara bölünmüş olması utanç verici olmalı der her insan diye düşünmeye meyillenemiyordum. Ama bizdeki o sefil kelime -varoş mahalle- kavramı açıklamaya yetmez. Tam bir ecnebi kelimesiyle GETTO doludur. Cesaretsizdim ve sebebide sanırım o geniş gar odasında kimseyi tanımayıp aradan geçen 20 yıl boyunca şehirin kimseye tanıtılmayacağınıda anladığımda havai fişekler atılmış oluyordu. Biliyorum kafam çok dağınık. Ya ben bu monolog kısmında şey diyorum mesela "artık bu şehir başkadır herkes beni aldattı gitti" Yaşar Kurt demiş böyle bundan kaynaklı bir çıkış noktası yaşa-ya-madım. hep insan yüzlerine ve yaşamlarına baktım ve keyiflendim. Yani yaş 13ten beri kalabalıklara bakıp hergün işe gidip gelme hayalim ve düzgün-pürüzsüz bir hayatım olması temennisiyle yerleştim kısaca. Ama şu var hergün işe gidip gelme tecrübesinde hayatın o kadar tekdüze olmaması beni rahatsız etti hep. Daha fazla kitap okuyup aylaklık edebilmeyi, yılın herhangi bir zamanı gördüğüm birinin çay ısmarlamasını, müziği paylaşarak bir şeyler yapmayı. Aslında daha farklı yazmayı ve yaşamayı hayal etmiştim. Hayallerim kesinlikle planlarım olmadığı için bunun üzerine bir kırıklık yaşamadım. Belki benim kafamda sorun belki sorunun içine içine soktum kafamı kalbim acıdı fakat hayalleri hep beynimde kurduğum için sağlam kaldılar. Hala hayal biriktirir hala her sokakta bir neşe bir benzerlik görürüm. Bittabi hatalarım hep bodrumlara kilitledim, hep akşamlarda mahvoldum. Klasik bir öğrenci biraz sıkarsa kendine vakit ayırır, bir 6*24 biraz değil ıkınırsa o vakti elde eder, benim gibiler sıçsalar değil vakit içlerindekiyle ölür giderler. Ben hep ilk bunu okudum her sıkıldığımda ve her yeni dostumda her yeni merhaba her toplulukta nedense değişik bir besmele geldi. Vakte besmele. O yüzden diye köyde insanın rahatlığı meğerse diye başlayan saçma salak çıkarımların olduğu ve sonunda mutlaka aile daracağının hatmü büryan eyleyülüp kapatıldığı gerzek konuşmalar dinledim bolca. Tabi bunlar anlatılırken annesinin elinden tutmuş caz kulüpten çıkan ufak bebeler gözlerinin önünden geçince insanın arkadaş bu vakit ve bu zaman bu kadar mı hoyrat yapar geceyle gündüzün farkını diyesimde gelmiştir. Ancak hep hatırat gibi baktığım tablolara döndü her sevdiğim insan silüeti diyememişim yukarıdada içimde kalmasın istedim. Bir blog değerim olabilmesi için uğraşıyorum sanırım 5 dakika oldu parmaklarımın tuşlara tecavüzü. Herşey dedim hep sonuna geldiğinde, yaşandı, oldu, bitti, tartışmayalım, yakıştırmayalım, biraz aceleyle üç beş tur atıp geriye varalım gibi birşey anlamadım. Evi olan bebeklikten evle-okuluna, hafif dublexi olan üç beş başka adrese ama yok hiçbir yerde bu apartman yığınlarının verdiği sıkıntı bu kadar ağır, bu kadar nemli bu kadar başdöndürücü olamaz ve olmadı arkadaş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder