30 Ocak 2013 Çarşamba

Huzur, kitaplar ve geçmişte kalan üç beş kahraman.


Hayatınızda az buçuk yer etmiş üç beş kişi. Belki bir tanesi. Bir iki defa söylenerek önünüzden geçen ebeveynler, bıraktıkları hatıralar ve onlarla yaşadığınız hoş anlar. Kim günün bütün yorgunluğunu atacağı bir anı örneğin işten geldiğinde rüzgarın hafif hafif estiği bir sonbahar havasında balkon kapısını açıp sarı yapraklardan bir kaçının evin içine girerken let me live ile birlikte tatlı-tuzlu krepler, pasta ve patates salatası yapıp çayıyla ayaklarını yukarı doğru kaldırmak suretiyle mutlu ifadelerle bir kaç saat geçirmeyi yanlış bulabilir. Çoğu insan küçük bir hayattan büyük bir hayata geçişi envai çeşit tatlılarla dolu brezilya kalçalı watsumileri hayal eder ve bu ana tercih edebilirde. Bunu farkettiğimde çoğunluk zevkinin bu olmadığını kabullendiğim mevsim güzelliklerini bir an tadabilmek için böyle kafamda kurulu bir kaç ana sakladım sabrımı ve o anda keşke olsaydı dediklerimi hep saydım. Olsaydı dediklerim tüm halleri reddederek yanıbaşında bacağının sol-sağ yanlarında dolaştığın insanlar ve hoş tesadüflerin. Sessizliğinin korkuttuğu bir nehirde yalnız hissederken sadece ondan güç aldığını hissettiğin herşeyiyle senden büyük ve sığındığın ebeveyninin sana bıraktığı koca bir kucak dolusu melodi yığını.. Sonunda salata biter, çaydan bir tane daha konur eksik kalmış bir ritüelin yerine getirileceği keyfiyle ve illaki bir sigara.... Kısa huzur kahramanların doğurulduğu anlarla başlayıp onları öldürmeye meyillendiğiniz son tezahüratlarda kalır, kalır, kalır.... içi helyum dolu balon gibi heralde.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder